Ulaş hangi ülkenin?
Merhaba! Elbenaturizm sayfasında bugün “Ulaş hangi ülkenin” konusunu tüm yönleriyle ele alıyoruz.
Kayseri’nin kışı sert olur derler ama benim için asıl sert olan şey soğuk değil, insanın içinde büyüyen belirsizlikti. O kış, not defterimin kenarlarına sürekli aynı cümleyi yazıp duruyordum: “Ulaş hangi ülkenin?”
Bunu yazarken bile kendime gülüyordum aslında. Çünkü Ulaş bir ülke adı değildi. Bir insanın adıydı. Ama ben o ismi artık bir coğrafyaya, bir mesafeye, hatta ulaşamadığım bir yere dönüştürmüştüm.
İlk karşılaşma: bir mesajın içinde başlayan hikâye
Ulaş’la tanışmam çok sıradan bir günde oldu. Kayseri’de üniversite yurdunda, gecenin ilerleyen saatlerinde telefonuma düşen bir bildirimle.
“Burada da hava soğuk mu?” yazmıştı.
Kimin olduğunu bile bilmiyordum. Ortak bir arkadaş, yanlışlıkla eklenmiş biri, belki de tamamen rastgele biri… Ama o mesajın içinde garip bir sıcaklık vardı. Kayseri’nin ayazına inat, ekranın içinden gelen bir insan sesi gibi.
İlk başta çok önemsemedim. Ama sonra konuşmalar arttı. Günlük şeylerden bahsediyorduk. Ben derslerden, o uzak bir şehirden. Hangi şehir olduğunu hiç net söylemiyordu. Ben de sormadım.
Ama zaman geçtikçe içimde tuhaf bir soru büyümeye başladı:
Ulaş hangi ülkenin?
Bu soru mantıklı değildi, biliyordum. Ama duygular her zaman mantıklı sorular sormaz zaten. Onlar sadece hissettirir.
Ulaş bazen Almanya’dan bahsediyordu. Bazen “burada saatler farklı” diyordu. Ama hiçbir zaman net bir yer söylemiyordu. Ben de sanki bu belirsizlikten korkuyormuşum gibi detayları zorlamıyordum.
Çünkü bazı insanlar netleşince uzaklaşır diye korkarsın.
Kayseri’de beklemek: zamanın ağırlaştığı günler
Kışın Kayseri’de duraklarda beklemek ayrı bir şeydir. Rüzgâr insanın yüzüne değil, doğrudan düşüncelerine çarpar.
Bir gün otobüs beklerken Ulaş’a yazdım:
“Bugün çok soğuk.”
O ise sadece şunu yazdı:
“Burada da.”
O an ilk kez düşündüm: Neresi burası?
İçimde hafif bir huzursuzluk başladı. Çünkü “burada” kelimesi artık hiçbir yere ait değildi.
Akşam eve döndüğümde annem mutfakta yemek yapıyordu. Bana seslenmeden önce bile yüzümden bir şeylerin yolunda olmadığını anlamıştı.
“Yine mi düşünüyorsun?” dedi.
Başımı salladım ama neyi düşündüğümü anlatamadım.
Çünkü nasıl anlatılırdı ki:
Bir insanın ülkesini bilmeden ona bağlanmak?
Ulaş hangi ülkenin? Sorunun büyümesi
Günler geçtikçe bu soru büyüdü. Artık sadece merak değildi. Bir tür ihtiyaç olmuştu.
Ulaş’ın yazışmaları da değişmişti. Daha kısa cevaplar, daha geç dönüşler…
Bir akşam yine sordum:
“Neredesin sen tam olarak?”
Uzun süre cevap gelmedi. Telefon ekranına bakarken içimde garip bir sıkışma hissettim. Sanki cevap gelirse bir şeyler kırılacak, gelmezse başka bir şey.
Sonunda yazdı:
“Önemli mi?”
O an sustum.
Çünkü aslında önemliydi. Ama bunu söyleyince her şeyin bozulacağından korktum.
İçimde büyüyen boşluk
O gece defterimi açtım. Yazmaya başladım:
“Ulaş hangi ülkenin? Bilmiyorum. Ama sanki bilsem her şey çözülecek gibi hissediyorum.”
Sonra durdum. Kalemi bıraktım. Çünkü aslında sorun ülke değildi.
Sorun, bir insanın varlığıyla yokluğu arasındaki ince çizgide sıkışıp kalmamdı.
Küçük sahneler: mesajlar, sessizlikler, bekleyişler
Bir süre sonra Ulaş daha da az yazmaya başladı. Ben her bildirim sesinde yerimden sıçrıyordum.
Bazen sadece bir nokta gönderiyordu.
Bazen hiç.
Ben ise Kayseri’nin gri sabahlarında pencere kenarında oturup telefonuma bakıyordum.
Bir gün üniversiteden arkadaşım Elif sordu:
“Sen yine kime bakıyorsun sürekli?”
Cevap veremedim.
Çünkü “kim” dediği şey aslında bir isim değildi artık. Bir histi.
Bir akşam yürüyüşü
Soğuk bir akşamda Cumhuriyet Meydanı’na yürüdüm. Işıklar sarıydı, insanlar hızlıydı. Herkes bir yere yetişiyordu ama ben olduğum yerde kalmış gibiydim.
O an telefonum titredi.
Ulaş.
Ellerim üşüyordu ama mesajı açtım.
“Bir süre yazamayabilirim.”
Hepsi bu.
İçimde bir şey düştü ama ses çıkarmadı.
Sadece sessizce kırıldı.
Gerçekle yüzleşme
O gece hiç uyumadım. Defterime sürekli aynı şeyi yazdım:
“Ulaş hangi ülkenin?”
Sonra bir anda durdum.
Kalemi masaya bıraktım.
Ve ilk kez kendime dürüst oldum:
“Ben aslında ülkesini değil, kendisini bilmek istiyorum.”
Ama bu cümle bile eksikti. Çünkü onu da tam bilmiyordum.
Belki de hiç bilmiyordum.
Bir arayışın çözülüşü
Günler geçti. Ulaş’tan hiç mesaj gelmedi.
İlk günler her bildirim sesi beni heyecanlandırdı. Sonra o heyecan yavaş yavaş kaygıya, sonra boşluğa, sonra alışmaya dönüştü.
İnsan en çok da alıştığında kaybedermiş zaten.
Bir akşam annem odama geldi.
“Yemek soğuyor,” dedi.
Başımı salladım.
“İyi misin?” diye sordu.
“Bilmiyorum,” dedim.
Ve gerçekten bilmiyordum.
Ulaş hangi ülkenin? Cevabın anlamsızlaşması
Bir süre sonra fark ettim ki bu soru artık anlamını kaybetmişti.
Ulaş hangi ülkenin?
Belki Almanya, belki Türkiye, belki hiç bilmediğim bir yer.
Ama asıl gerçek şuydu: O artık hiçbir yerde değildi.
Bu düşünce acıttı. Ama aynı zamanda garip bir rahatlık da verdi. Çünkü belirsizlik bitmişti.
Değerli Elbenaturizm okurları, “Ulaş hangi ülkenin” hakkındaki bu içeriğimizin sonuna ulaştınız. Umarız faydalı olmuştur!
Son sahne: Kayseri’de bir sabah
İlgili Yazımız: Philips kahve makinesi için hangi kahve kullanılır ?
Bir sabah erken uyandım. Hava açık, ama soğuktu. Kayseri’nin o sessiz sabahlarından biriydi.
Pencereyi açtım. Derin bir nefes aldım.
Telefonuma baktım.
Eski mesajlara girdim.
Ulaş’ın ismi oradaydı. Ama artık bir anlamı yoktu.
Defterimi açtım ve son kez yazdım:
“Ulaş hangi ülkenin? Artık bilmiyorum. Ama sanırım artık bilmek de istemiyorum.”
Kalemi bıraktım.
Ve o an fark ettim ki bazı insanlar bir ülkeye değil, sadece bir döneme aittir.
Benim için Ulaş, bir ülkenin adı değilmiş. Kayseri’de bir kışın içinde başlayan, yine aynı kışta sessizce biten bir hikâyeymiş.